
Bilindiği üzere büyükelçilerin görevli gittikleri ülkelerin yöneticilerine güven mektubu vermeleri diplomatik bir gelenektir. Türkiye’ye kendi ülkelerini temsilen gelen büyükelçiler de güven mektuplarını şahsında Türkiye’yi temsil eden Cumhurbaşkanına sunar. Bu törene yeni hükümet sistemiyle beraber Beştepe Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ev sahipliği yapıyor. Ve önemli bir detay dikkatlerden kaçmıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın büyükelçileri karşıladığı alanda asılı olan bir tablo, Dünya’ya şık, diplomatik ve sade bir mesajı sembollerle iletiyor: Türkiye artık Eski Türkiye değil!
Arkada görünen eser Osmanlı Saray Ressamlarından Kapıdağlı Konstantin’e (17.YY-18.YY) ait olan ”III. Selim’in Cülus Töreni”(1789) isimli tablo. Tabloda Padişah III. Selim’in Topkapı Sarayı Babüssaade (Saadet Kapısı) önüne konan tahtında devlet erkanını kabulünü görüyoruz. Cumhurbaşkanı, padişahın kabul töreni tablosu önünde yabancı elçileri kabul ediyor. Bahse konu mesaj daha ilk adımda muhataplara iletiliyor.
Özellikle 2010’ların ortalarına kadar Türkiye’nin dış siyasette tek gündemi vardı; Avrupa Birliğine üye olmak ve Avrupalılığını kanıtlamak. Bu yolda da ne yazık ki Osmanlı’yı ”redd-i miras etmek”, modernleşmenin temel şartı haline gelmişti. ”Osmanlı ile alakamız kalmadı.” mesajını ne kadar güçlü verirsek, o kadar ”modern” görüneceğine inanan bir anlayış Türkiye’de hakimdi. Bu garip psikolojinin en trajik tarafı Dünya’da bizden başka kimse böyle bir düşünceye sahip değilken, siyasi çıkarları dolayısıyla korkularımızı bize karşı kullanmalarıydı. Türkiye ne zaman çıkarları doğrultusunda bir hamle yapmaya niyetlense, özgüvenini kazanmaya çalışsa veya kendi yolunu çizmeye niyetlense hep aynı uyarı benzer kalıp cümlelerle geliyordu ”Ekseniniz kayıyor, Avrupa’dan uzaklaşıyorsunuz, Cumhuriyet sarsılıyor, Osmanlı gibi davranıyorsunuz vs.”. Bu düşük tonlu psikolojik şiddet bile Türkiye’nin özgüvenini kırmaya yetiyordu. Daha da üzücü tarafı Türkiye’yi kendini tek kıtaya kabulle kısıtlayan bu düşüncenin Atatürk ya da Osmanlı’dan bu yana gelen modernleşme tarihimizle de tutarlı bir yönü yoktu. Atatürk, Kurtuluş Savaşı döneminde Doğu ve Batı arasında denge politikasını ustaca götürmüş, II. Dünya Savaşı’nın ayak sesleri gelmeye başlayınca batı komşularımızla Balkan Paktını yaptığı gibi doğuda da Sadabat Paktı’nı hayata geçirmiştir. Sümerbank’ı Doğu da dahil bir çok ülkeye savaş durumunda ihracat yapabilecek bir seviyeye getirme arzusu kayıtlara geçmiştir. Yine Afgan Kralı Emanullah Han başta olmak üzere bir çok liderle şahsi ilişkilerini geliştirmişti. Abdulhamid Han’dan Gazi Mustafa Kemal’e zor dönemlerde Türkiye’yi idare eden liderler dış politikada Türkiye’yi asla tek düzeliğe kısıtlamamıştı.
İşte 2020’ler Türkiyesinde Cumhurbaşkanlığı duvarına asılan bir tablo bazı zincirlerin kırılması hususunda çok şey anlatıyor. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı artık yabancı elçileri bizzat Osmanlı Padişahı’nın cülus ve kabul töreni tablosu önünde kabul ediyor. Türkiye kendi hikayesini Dünya’ya ”Osmanlı da Türkiye de Türk Milletinin devletleridir, hatta ‘Devlette devamlılık esastır.’ ilkesine dayanarak aynı kadim devlettir.” diye büyükelçiler üzerinden gururla anlatıyor. Bu asla küçümsenebilecek bir mesaj değil, ki küresel siyaset de bunun farkında. Artık kendi bağımsız politikalarını yapan, Karabağ’da Azerbaycan’ı destekleyen, Libya’da rol alan, Afrika’da üsler açan, kendi milli silah sanayini ihraç edecek şekilde güçlendiren, Ukrayna’dan Suriye’ye kendi çıkarlarını Avrupa’ya sormadan önceleyen, Rusya, ABD, Uzak Asya vs. ile Avrupa’dan bağımsız ilişkiler kurabilen; kısacası özüyle yani tarihiyle barışmış ve olması gerektiği gibi gururla bakan, özgüvenli bir Türkiye var. Küresel siyasette eski usül “psikolojik şiddettin” özgüvenli Türkiye’ye işlemediğini görüp afallayan aktörler de yavaş yavaş bunu kabullenip yeni politikalar geliştirme noktasına gelmeye başladılar.
Siyasette tesadüf olmaz. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şubat 2026’da “Uluslarası siyasette Türkiye rüzgarı esiyor” diyerek özetlediği bu dönem de tesadüflerle değil hem bizde hem Dünya’da yaşanan köklü değişimlerin sonucu. Artık yeni bir Dünya’da yaşıyoruz ve Türkiye ezbere kalıplara sığdırılıp oyun dışına itilebilecek bir aktör olmanın ötesine geçeli çok oldu. Anlayan kazanır, anlamayan kaybeder…
Tolga AKPINAR