
“Türkiye çok önemli bir coğrafyada. Bakın, dünya dengeleri değişiyor. Çin’e, Amerika’ya, İngiltere’ye, Orta Doğu politikalarına bakın, Osmanlı’nın topraklarına bakın. O coğrafyada yaşayan insanlara bakın. Türkiye o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada yeniden kendi kişiliğini korumak, geliştirmek zorundadır. Biz dünyanın önemli, sayılı ülkelerinden birisi olmak zorundayız. Küçülerek değil, büyüyerek gitmek zorundayız. Türk cumhuriyetlerinde de Türkiye olmalı, Osmanlı coğrafyasında da Türkiye olmalı, Akdeniz coğrafyasında da Türkiye olmalı. Bunun mücadelesini vermek zorundayız.”
Bu sözler AK Parti’li ya da MHP’li bir siyasetçiye değil, CHP Genel Başkanlığına geri dönen Kemal Kılıçdaroğlu’na ait. Kemal Beyin dönüş şekli ve parti içi yaşananlar hala tartışılsa da sözleri önemli bir kırılmaya işaret; Türkiye Cumhuriyeti ikinci yüzyılında artık geri dönüşü olmayan bir değişimle yeni bir devlet politikasıyla hareket ediyor ve CHP Lideri bunun farkında. Kılıçdaroğlu’nun bahsettiği mevzular bir parti genel başkanının düşüncelerinden ziyade; siyaseti, Türkiye’yi ve Dünya’yı okuyan tecrübeli bir siyasetçinin durum tespitidir.
Dünya gerçekten de yeni ve köklü değişim yaşıyor. NATO ilk defa bu kadar iç tartışmalarla anılıyor. İngiltere Brexit ile AB’den çıktı. Peşi sıra Fransa ve Almanya arası AB’nin liderliğini alma kavgası yerini birliği bir arada tutabilme telaşına döndü. İngiltere Kralı ile ABD Başkanı kameralar önünde ‘’tatlı-sert’’ tartışmalar yaşıyor. AB’nin ekonomik gücü zayıflıyor. Lokomotif Almanya’nın lokomotifi otomotiv sektöründeki payı daralıyor. Üstüne Çin ve ABD arasındaki elektrikli araba rekabetinde Avrupa’nın geride kalması da gelecek için umut vermiyor. Çin ve Hindistan pastadan aldıkları payı arttırmak için her geçen gün yeni hamleler yapıyor. ABD, enerjideki gücünü arttırarak enerji fiyatlarıyla Dünya’da etkisini yükseltiyor.
Yani bir çok ezber, bir çok dostluk, bir çok düşmanlık değişiyor. Turgut Özal’ın ünlü ‘’çuval karışıyor’’ metaforu yaşanıyor. Kim üste çıkar kim altta kalır zaman gösterecek. Bu yeni düzende gereken şey yeni bir devlet politikası ki Türkiye Yüzyılı da buna işaret ediyor. Kılıçdaroğlu aslında ‘’olmalı’’ derken Türkiye’nin son 10-15 yıldır iyice yoğunlaşan politikalarını, hali hazırda yapılanları anlatıyor zaten. Türkiye milli silah ve milli savunma sanayileriyle en kötü senaryolara hazırlanıyor, diğer yandan Kemal Bey’in işaret ettiği Osmanlı’nın bakiyesi olan coğrafyalarda varlığını iyice hissettiriyor. Şehit Padişahımız I. Murat’ın mezarını da koruyan Kosova’ya drone veriyor. O dronelar Sırp tacizlerine karşı sınırda havalanınca Sırp Cumhurbaşkanı Türkiye’nin gücünü işaret ediyor. Keza Doğu’da da Suriye ve Irak başta olmak üzere etkinliğimiz artarken Afrika’da Avrupa’nın boşaltmak zorunda kaldığı bir çok askeri üsse Türkiye yerleşmeye başlıyor. Kaderin cilvesidir; Kemal Bey geçen dönem CHP Genel Başkanıyken muhalefetin ‘’Ne işimiz var?’’ Propagandası yaptığı ve Erdoğan’ın ‘’Gazi Mustafa Kemal’in gittiği yer’’ cevabını verdiği Libya’da Türk Etkisi o kadar arttı ki, İtalya Başbakanı Meloni Libya’dan gelen deniz göçüyle alakalı gelip Erdoğan’dan yardım istiyor.
CHP’nin ‘’Libya’da ne işimiz var?’’ çizgisinden ‘’Osmanlı topraklarında olmalıyız’’ noktasına gelmesi ülkemiz için son derece sevindirici olmakla beraber taşıdığı daha geniş bir mana var; Türkiye’nin Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhur İttifakı önderliğinde yaşadığı dönüşüm ve oluşan ‘’Türkiye Yüzyılı’’ politikaları artık hükümet politikası değildir. Bunlar Cumhuriyetin 2. Yüzyılının devlet politikalarıdır. Küresel ortam da Türkiye’nin ihtiyaçları ve güvenliği de bu politikalarla karşılık bulmaktadır. Türkiye artık Anadolu’nun ve Boğazların güvenliğini Orta Doğu’da, Balkanlarda, Türk Dünyasında hatta Somali’ye kadar uzanan Afrika çizgisinde sağlama almaktadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan da Kemal Bey’den bir kaç saat sonra yaptığı paylaşımda ‘’ Osmanlı çınarı, bayrağımızı 7 iklimde gururla dalgalandırmıştır. Osmanlı’nın yerini alan Türkiye Cumhuriyeti bu topraklardaki ilk değil son devletimizdir. Devlet-i ebet müddet, aziz milletimizin bizatihi kendisidir. Türk milleti var oldukça devletimiz var olmaya devam edecektir.’’ diyerek yeni yüzyılın devlet politikasını özet haliyle ilan etmiştir.
Aslında Türkiye’nin yaşadığı bu değişimi naçizane “Külliye’nin Duvarındaki Tablo” yazımızda özetlemiştik. Dolayısıyla fazla uzatmak da gereksiz olabilir. Erhan Afyoncu Hoca’nın ‘’Rahmetli İlber Hoca nasıl meşhur oldu biliyor musunuz?’’ sözleriyle başlayan güzel bir konuşması düştü sosyal medyaya. Erhan Hoca, 1999’da Osmanlı’nın 700. Yılı kutlamaları kapsamında TV’ye çıkan İlber Hoca’ya ‘’Cumhuriyet Osmanlı’nın devamı mı?’’ diye sorulduğunu, İlber Hoca’nın da ‘’Bu salakça bir sorudur’’ demesi üzerine renkli kişiliğiyle ünlendiğini anlatıyor. Erhan Hoca’nın kendisinin de ‘’Cumhuriyet Osmanlı’nın devamıdır!’’ demesi üzerine, o dönem sol bir gazetede yazan bir yazarın sırf ‘’Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı’nın devamı değildir.’’ demek için Erhan Hoca’nın konferansına geldiğini anlatıyor. Kulağa şaka gibi gelen bu redd-i miras günlerinden bugün CHP Genel Başkanı’nın ‘’Osmanlı topraklarında var olmalıyız’’ dediği günlere gelmek Türkiye’nin Recep Tayyip Erdoğan döneminde yaşadığı değişim hatta sessiz devrimi güzel özetliyor. Kemal Bey son derece doğru bir hatta konuşuyor; zira siyaset eldeki realitelerle yapılır ve Türkiye Cumhuriyeti’nin 2. Yüzyılının realiteleri de politikaları da bu çizgidir.




