Fetih ve Fatih (1) / Tolga AKPINAR

 ‘’Türk Çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır!’’ Mustafa Kemal Atatürk bu sözüyle Türk Tarihinin kudretini ve ışığını anlatırken kast ettiği isimlerin başında şüphesiz ki II. Mehmet yani Fatih Sultan Mehmet han gelmekteydi. Gazi Paşa, Fatih’e duyduğu saygıyı şu sözlerle ifade ediyordu; ‘’Çok kereler Fatih’in karşı karşıya kaldığı meseleleri düşündüğüm zaman ben de aynı hal çarelere varmışımdır. Yalnız Fatih benim karşı karşıya kaldığım hadiseleri nasıl hallederdi? Bunu çok merak ederim. İkinci Mehmet büyük adamdır.’’ Yine manevi kızı Afet İnan’ın aktardığına göre Atatürk Fatih hakkında ‘’Sadece bir Türk büyüğü değil, cihan tarihinde de en büyük adamdır.’’ sözleriyle hayranlığını vurgulamıştır.

 II. Mehmet’in hikayesi gerçekten de Türk Çocuklarına ilham verecek bir hikayedir; zira düşmanların tepeden baktığı ve küçümsediği bir gençten cihan hükümdarlığına yükselmiştir.

 1451…

 Daha önce tahta çıkmış; fakat tahtı babasına terk etmek zorunda kalmış 19 yaşındaki Şehzade Mehmet babasının vefatıyla bu sefer ‘’gerçek anlamda’’ tahta çıkar. Avrupa’da ciddi bir sevinç dalgası vardır. Daha önce tahttan indirilen bu şehzade için ‘’toy, ürkek, beceriksiz, Halil Paşa ve Yeniçerileri idare edemeyecek bir genç’’ gibi çeşitli nitelemeler yapılır. Türkleri 1000’li yılların başından beri sürme hayalleri kuran ve projeler geliştiren çevreler dahi bıyık altından gülümser, planlarına çok uygun bir sultanın tahta çıktığına inanırlar. Hatta iş öyle bir noktadadır ki Bizans elinde tuttuğu Şehzade Orhan için istediği haracı daha da arttırır. Genç Hükümdar yaşananlar karşısında son derece yapıcı ve alttan alan bir tonda süreci idare eder. Öyle ki, tahta çıkar çıkmaz yaptığı ilk işlerden biri kendisini tahttan indiren Haçlı Seferinin kumandanı Hunyadi Yanoş’un memleketi Macaristan ve Venedik ile onların fazlasıyla lehine barış anlaşmaları imzalamaktır. Kimi kaynaklarda Yanoş’un Mehmet’in babası Murat gibi büyük bir asker olmadığı, bu sebeple Osmanlı’nın yürüyüşünün duracağını söylediği görülüyor. Kısacası Sultan Mehmet, karşı çıkmak bir yana dursun kendisine kendisine vurulan bütün yaftaları kasten besler; zira Türk Tarihinin bu büyük stratejistinin tek bir hedefi vardır. Surları aşarak Konstantiniyye’yi fethetmek. Ve kendisini hafife alanların körlüğünü, nihai hedefine hazırlık sürecine düşmanlarını uyandırmayan bir perde olarak kullanır. Öyle ki Avrupa ve Bizans, Mehmet’in nihai hedefinden Rumeli Hisarı’nı inşa etmeye başlayınca hafif şüpheye düşseler de (Mehmet bunu ‘’baba vasiyeti’’ olarak açıklar), esas amacın ne olduğuna padişah Bizans surları önünde bizzat keşif yapmaya başlayana kadar uyanamaz. II. Mehmet’in yarattığı bu rehavet dalgası sürerken, Osmanlı hazırlıklarını büyük ölçüde tamamlamıştır.

 1453…

 Yoğun kuşatma neticelenmiş, Mayısın son günlerinde Türkler tarihin en köklü iki başkentinden birini resmen fethetmiştir. Şehrin düştüğü haberi Haziran ayında ulaştığı Avrupa’da derin bir şok, korku ve yas yaratmıştı. Papalık yas ilan etmiş, Doğu’dan Batı’ya Avrupa’da insanlar kiliselere akın etmişti. Daha sonra II. Pius olarak Papalık da yapacak olan Piccolomini dönemin Papasına yazdığı mektuba ‘’Biz öyle bir şehir kaybettik ki…’’ diye başlıyor ve İstanbul’un Hristiyanlık için Doğu’da bir kale olduğunu; şan, şeref, sanat ve bilimin merkezi olduğunu vurguladıktan sonra ‘’Homeros, Aristo ve Plato’nun vatanı ikinci kez öldü’’ diye ağıtlar yakıyordu. Avrupa’nın ‘’toy ve beceriksiz’’ şehzade olarak gördüğü cihan hükümdarı Fatih Sultan Mehmet ile sınavı yeni başlıyordu. Korku öyle yerlere vardı ki; İtalya’da anneler çocuklarını “Mehmet gelir seni götürür” diye yaramazlıktan caydırmaya çalışıyordu. Fatih’in yarattığı bu dalga, Kanuni ile zirveye çıksa da en somut halini 1470’lerin sonlarında görüyoruz. MSÜ Rektörü Erhan Afyoncu’nun aktardığına göre Osmanlı Kuvverleri 1480’de Otranto Kalesini alıp İtalya’ya resmen ayak basınca papalığın Napoli’ye taşınması gündeme gelmiş hatta somut incelemeler bile yapılmışsa da Fatih’in 1481’de vefatı sonrası konu kapanmış. Bu zaman çizelgesi Fatih’in zehirlendiği iddialarını hala gündemde tutuyor.

 Bu dönemde Avrupa’da çok ilginç figürler de çıktı. Misal; Bram Stoker’in ünlü romanından doğan ve Hollywood’da her daim popüler bir figür haline gelen Kont Drakula aslında Kazıklı Voyvoda olarak bilinen Vlad Tepeş’den esinlenmişti. Osmanlı Sarayında büyüyen Vlad, sonrasında Romanya’nın başına geçmek için geri dönmüş ve büyük bir Osmanlı / Türk kiniyle hareket etmiştir. İnsanları kazığa oturttuğu için Vlad the Impaler yani Kazıklı Voyvoda namını alan Vlad, Avrupa’da bir çok ülke tarafından destekleniyordu. Amaç, kendisi üzerinden Osmanlı’ya ve Fatih’e saldırmak, bu saldırılarla zayıflatılan Osmanlı’ya daha sonra topyekün saldırı imkanı bulmaktı. Fakat Osmanlı Orduları Vlad’ın ordularını mağlup etti ki çok güvendikleri Vlad’ın bu kadar kısa sürede dağılması Avrupa’da ciddi bir umutsuzluk yarattı. Daha sonra öldürülen Vlad’ın başı İstanbul’a yollanıp Karaköy’de sergilendi. Bunda da tesadüf yok. Karaköy ve Galata o dönem Avrupalı tüccar ve diplomatların İstanbul’da en çok uğradıkları muhitti. Mehmet Han, bu lokasyonu seçerek Avrupa’ya mesaj veriyordu. Yani bugün Hollywood’da Batman filmlerine kadar giren, hala tiyatroları full çeken bu karekter aslında Fatih’in mağlup edip, kafatasını Karaköy’de alelade bir sokağa gömdürdüğü cani bir hükümdardan başkası değildir. 

 Yine ilginç bir figür Hunyadi Yanoş’dur. Yaptığı akınlarla II. Mehmet’i tahttan inmeye zorlayan bu kudretli Macar Komutanı, Türklerin Hükümdarı hiç unutmadı. İlber Hoca’nın ifade ettiği üzere yıllar sonra ‘’Fatih’’ olarak akınlar yaptığı Avrupa’da Yanoş’un olduğu kaleyi kuşattığında o kadar öne çıktı ki, kendisi de yaralandı. Muhtemeldir ki yıllar önce tahttan indirttiği o çocuğun koca bir Fatih olarak kalesini kuşattığını Yanoş’a göstermek istiyordu.  

 Kayda değer figürlerin belki de en önemlisi Gennadios Skolaris’di. Osmanlı kuşatmasını durdurmak isteyen Bizans yönetiminin şehri ve Ayasofya’yı Papalık’a teslim etme planı üzerine bugünkü Zeyrek Camiine (o zamanki adıyla Pantoklator Manastırı) kapanmış bu projeye direnişe geçmiştir. Halkın da desteğini alan Gennaidos, Türkler İstanbul’u fethettikten sonra 1454-1465 arası İstanbul’da Ekümen olarak görev yapmıştır. İlber Hoca’ya göre bu da tesadüf değildir. Fatih Sultan Mehmet olası bir Ortodoks – Katolik İttifakını önlemek için ateşli bir Vatikan karşıtının ekümen olmasıyla Batıya ‘’böl parçala yönet’’ stratejisini bizzat tattırmıştır.

(devam edecek)

Yorumlar

Yorum bırakın