ARŞİV/ Trump’ın “Dünyayı Hizaya Çekme(!)” Politikası / Tolga AKPINAR

Bu yazı başka platformlarda yayına verilmek üzere 20.01.2025 tarihinde yazılmıştır. Sıradaki bir kaç yazımıza güzel bir temel olacağı düşüncesiyle bugün tekrar paylaşıyoruz…

2024…

 İlginç gelişmeler ve değişimlerin yılı oldu. 

 ABD’nin ve Avrupa’nın ünlü dergileri başta olmak üzere Batı Basını defalarca “Biden, ABD’nin son Trans Atlantik destekçisi başkanı olabilir” manşetleriyle çıktı. Donald Trump henüz adayken kendisiyle görüşen Polonyalı yetkililer Trump’ın kendilerine “NATO’ya yeteri kadar ödeme yapmayan ülkelere Putin’in canının istediğini yapabileceğini” söylediğini açıkladılar. Daha sonra Trump tarafından onaylanan ve tekrarlanan bu açıklama, Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel tarafından “Putin’in çıkarlarını okşayan pervasız açıklamalar” olarak tepki gördü. Trump seçildikten sonra da durmadı. AB’yi “Eğer ABD’ye istediği seviyede kazanç sağlamazsa kota ve tarifeler uygulamakla” tehdit etti. Trump’ın “America First” (önce Amerika) sloganlarına Almanya Dışişleri Bakanı Annelena Baerbock “America First’e vereceğimiz tek cevap Birleşik Avrupa olmalı.” tepkisini koydu. Bazı İspanyol Parlamenterler oturumlara Trump’ın ünlü MAGA (Make America Great Again / Amerika’yı Yeniden Muhteşem Yapalım) şapkalarını tiye alırcasına “Europa United” (Birleşik Avrupa) şapkalarıyla katıldılar. 

 2025’in ilk günlerinde tavrını sürdüren Trump, vitesi daha da yükseltti. Kanada’yı ABD’ye katılmaya davet etti ve resmi sosyal medya hesaplarında Kanada’yı ABD’ye ait gösteren bir haritayı ‘Oh Canada’ diyerek paylaştı ki bu Kanada İstiklal Marşı’nın başlangıç cümlesi ve bilinen ismi. Çağrısını dayandırdığı temel; ABD’nin Kanada’yı korumak için yılda 200 milyar dolar harcadığı iddiası ve Kanada’ya düşük gümrük uygulanması. Bunu değiştireceğini söylediğinde tepki gösterenleri “Madem hem koruyoruz hem para almıyoruz Kanada bize katılsın sorun çözülsün.” diyerek tiye alıyor aslında. Herkes bunu tartışırken “Kanalı biz yaptık Çinlilere sattılar. Amerikan Gemileri çok yüksek fiyatlarla geçiyor ” diye Panama Kanalı’na el koymak istediğini ilan etti. Durmadı; Meksika Körfezi adını “Amerikan Körfezi” yapacağını açıkladı. En son “Hamas ben gelene kadar rehineleri iade etmezse Ortadoğu Cehenneme döner” diyip bir kaç gün sonra resmi sosyal medya hesabından “Netenyahu bizi bitmeyen savaşlara sürüklemeye, İran’a saldırtmaya çalışıyor” denilen ve Netenyahu’ya galiz ve ağır küfürler edilen bir videoyu alıntıladı. Netenyahu Trump’ın yemin törenine katılmayacağını açıklasa da sert tepki de koyamadı. 

 Peki Trump bunları neden yapıyor? Çıldırdı mı? Hollywood fimleri tadında kötü bir karakter olarak Dünya’yı karıştırmak mı istiyor? Tabi ki hayır. Trump ilk döneminde de bolca yaptığı bir politikayı daha da sert şekilde uyguluyor. Kendi ifadesiyle “Patronun Amerika olduğunu” Dünya’ya hatırlatıyor, adeta Dünya’yı hizaya(!) çekiyor. Bunları Dünya’nın başka bir ülkesinin lideri yapsa deli damgası yer; ama ABD Başkanı yapınca Kanada Başbakanı Trudeau istifa ediyor, AB’de koalisyonlar çatırdıyor ve seçim kararları çıkıyor, AP açıklamalar yapmak zorunda kalıyor. Trump da tam olarak bunu istiyor, daha koltuğa oturmadan gücünün kabul edilmesini arzuluyor. El yükseltip karşıdakini ürküterek pazarlığa oturmak klasik bir Trump siyaseti aslında. İlk döneminden bu politikaya bir örnek vermek gerekirse Suudi Arabistan’ı bazı saldırılardan doğrudan sorumlu tutabilecek belgeler olduğunu ima ettikten sonra Arabistan’a 110 Milyar Doları peşin olmak üzere 10 yılda 350 Milyar doları bulacak silah satışı yaptı, devamında konuyu kapattı. Şimdi bu politikayı daha da şiddetlendiriyor. 

 Görünen o ki Avrupa ya da Güney/Kuzey Amerika buna direnebilecek seviyede değil. Kendi koltuğu sallanan Macron hızlıca Trump’ın yanında soluğu aldı zaten. Rusya Ukrayna’dan zaferle çıkamadı, maddi ve askeri olarak kaynakları azaldı, en son Suriye’de de müttefiki Esad’ı kaybetti. Burada Trump’ın Ukrayna’da acil ateşkes isteği ve bunun Zelenski’yi rahatsız ettiğini eklemekte de fayda var. Hatta oğlu Eric Trump’ın iddiasına göre Zelenski Trump’ın yemin törenine davet edilmek için defalarca talepte bulunduğu halde geri çevrilmiş. Almanya’da ekonomik daralma var, özellikle araba sektörü sıkıntılı. Bakıyoruz; geriye kaldı Çin. Trump’ın Çin’den hazzetmediği daha 2016 Seçimlerinden bu yana biliniyor. Covid’e ısrarla “Çin Virüsü” demesi, her ‘China’ diyişinde değişik bir tonlama kullanması, ucuz işgücü olduğu için üretimlerini Çin’e kaydıran Amerikan Şirketlerini kıskaca alması vs. bir çok madde var. Trump, ABD için en büyük tehdidi Çin olarak gördüğünü defalarca doğrudan ilan etti zaten. Bunun toplumsal karşılığı da var; çünkü bir çok Amerikalı’nın işsizlik konusunda göçmenler kadar Çin’e giden şirkerleri sorumlu tuttuğu biliniyor. Velhasılı Trump’ın “Daha koltuğa oturmadan patronun ben olduğumu kabul edin.” politikası aslında esas hedefi olan Çin’e başlatması muhtemel siyasi ve ekonomik mücadele öncesi Dünya’yı ama gönüllü ama zorla kendi saflarına çekme hamlesi olarak görülebilir. Tesla’nın ve Twitter/X’in sabibi Elon Musk’ın Trump’ın sağ kolu olması ve Tesla / Çin Markaları arasındaki elektrikli araba savaşlarının ufukta olması da bu senaryoyu güçlü kılıyor. Bu mücadelenin durumu ve genel gidişatın Türkiye için yaratabileceği fırsatlar ve riskler bir sonraki yazının konusu olsun… 

 Saygılarımla…

 Tolga AKPINAR

Yorumlar

Yorum bırakın